Padişahlar ve Remil
4. Murat ve Remil
Sultan IV. Murat, tebdili-i kıyafet halkın arasında, çarşıda, pazarda gezmeyi çok seven bir padişahmış. Bu sayede yasaklara uyulup uyulmadığını da kontrol edermiş.. Bir gün yine
kılık değiştirmiş. Üsküdar’da bir kayığa binmiş. Kayıkta bulunan bir yolcu ile oradan buradan hasbıhale başlamışlar. Padişah yolcuya kim olduğunu, ne iş yaptığını sormuş. "Ben Üsküdarlı Remmal Ahmet Ağayım " diye yanıtlamış yolcu. "Remil atarım, bilinmeyenden haber veririm." Padişah, bu sözler üzerine son derece heyacanlanmış ve meraklanmış. Şöyle sormuş: "Madem böyle bir hünerin var, o zaman bir remil at da padişahın şu an nerede olduğunu bana bildir?" deyince, Ahmet Ağa, "Elbette söylerim" diyerek remilini atmış ve, "Benim hesabıma göre padişah şu anda deniz üzere olmalı, bir daha bakayım da yerini tam söyleyeyim." Gözleri faltaşı gibi açılan Ahmet Ağa, bir süre şaşkın şaşkın bakınıp, "Ne acayip şey! Hünkarım bu kayığın içinde görünüyor. Hünkar ben değilim demekki padişah sizsiniz!" demiş ve Sultan IV. Murat’ın ayaklarına kapanmış. Padişah, "hünerini takdir eyledim" demiş, ama bir soru daha yöneltmiş. Şimdi bir remil daha atacaksın. Karaya çıkınca benim hangi kapıdan İstanbul’a gireceğimi söyleyeceksin. Bunu yaparsan seni ödüllendireceğim . Ama yapamazsan ........!"
Remmal Ahmet Ağa üçüncü kez remilini atmış, ama bu kez sessiz kalmayı tercih etmiş. Remil tahlilini bir kâğıda yazıp padişaha uzatmış.
"Hangi kapıdan gireceğinizi bu kâğıda yazdım hünkârım! Ama sizden ricam şudurki ancak kente girdikten sonra bu kağıda bakın." Padişah kâğıdı alıp cebine koymuş. Kayık karşı kıyıya varınca karaya çıkmış ve yakındaki surlarda nöbet tutmakta olan nöbetçilere, surlarda hemen yeni bir kapı açmalarını emretmiş. Nöbetçiler hemen işe koyulmuşlar ve kısa sürede yeni bir kapı açmışlar. Padişah bu yeni açtırdığı kapıdan İstanbul’a girer girmez cebindeki katlanmış kâğıdı çıkarıp okumuş ve hayretler içinde kalmış. "Yeni kapınız hayırlı uğurlu olsun hünkarım!"
IV. Murat’ın açtırdığı kapıya, bu nedenle "Yenikapı" adı verilmiş.
Fatih Sultan Mehmet ve Remil
Fatih, İstanbul’a girip Ayasofya önüne geldiği zaman, uzaktan bir inilti işitmiş. Sesin geldiği tarafa bir adam göndermiş. Saçı sakalı birbirine karışmış, perişan durumdaki bir keşişi padişahın huzuruna getirmişler. Keşin korkudan bayılacak gibiymiş, korkusunu, teskin etmişler. Keşiş kendine biraz gelince Fatih Sultan Mehmet Han neden zindana atıldığını sormuş.
Keşiş şöyle anlatmış hikayesini:
, Türklerin kuşatma hazırlıkları yaptığı sıralarda Konstantin beni çağırıp İstanbul’u Türklerin alıp alamayacağını öğrenmek için remil atmamı söyledi; remilde İstanbul’un Türklerin eline geçeceğini bildirmem üzerine, Konstantin çok öfkelendi ve beni zindana attırdı. Keşiş sonra, “demek remilim doğru imiş” diye eklemiş. Keşişin anlattıkları Fatih'in ilgisini çekmiş ve bir soru da kendisi sormuş:
" Keşiş Efendi, o halde şimdi de İstanbul'un benim elimden çıkıp çıkmayacağı ile ilgili bir remil at bakalım! Eğer doğru söylersen seni ödüllendireceğim. Keşiş yeniden, bu defa Fatih için remil açmış ve remili şöyle yorumlamış:
– İstanbul'u, Türklerden kimse savaşarak alamayacak. Ama öyle bir zaman gelecek ki ellerindeki emlak ve toprak azalacak, bu suretle İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak.
Fatih Sultan Mehmet Keşişin verdiği bu cevaptan derin bir üzüntü duymuş..